Gençken her boşluğu bir atakla, partide olmayan vuruşlarla doldurmaya çalışırdım. Oysa o zamanlar yaptığım şey müzik değil, hiçbir şey anlatmayan anlamsız cümleler kurmaktı. Yüzlerce sahne, sayısız albüm ve usta müzisyenlerle geçen yıllar bana en zor olanı öğretti: Davul sadece vurulacak bir enstrüman değil, konuşacak bir hikayesi olan bir ruh arkadaşıdır.
Müziğin özü "ensemble"dır; yani aynı anda nefes almak, yanındakini dinlemek ve şarkının içinde kaybolmaktır. Beş kişi aynı anda bağırdığında kimse birbirini anlayamaz; müzikte de durum aynıdır. Birbirinize yer açmanız gerekir. Gitaristin o anki ritmine, sadece hisli bir hi-hat vuruşuyla eşlik etmenin verdiği zevk, binlerce karmaşık ataktan çok daha büyüktür.
Basçının solosu altında, bir metronom sadeliğiyle durup onun vuruşlarını desteklemek, benim için yaşamın sırrıdır. Bu bir fedakarlık değil, müziğe hizmet etmektir. Konuşma sırası size, yani solo anınıza geldiğinde ise isterseniz bağırın, isterseniz fısıldayın; o artık sizin alanınızdır.
Sahnedeki atakların ve çaldığın ritimlerin şarkıyla kurduğu bağ ne kadar güçlüyse, yaptığın iş gürültü olmaktan çıkar ve gerçek bir anlaşma şekline dönüşür. En güçlü notalar bazen hiç çalmadıklarındır; çünkü müziğe karakter katan şey vuruşların kendisi değil, aralarındaki o bilinçli boşluklardır.
