Sahne, hatanın değil, hataya verilen tepkinin yeridir. Panik bir yapım olsa da, ışıklar yandığında o panik yerini hızla çözüm odaklı bir refleksle değiştirir. Hayatın o an önüme çıkardığı sürprizle inatlaşmak yerine, onu performansın bir parçası haline getirmeyi tercih ederim.
Geçen akşam sağdaki crash zilimin vidası gevşeyip zil dikey konuma geçtiğinde, bir dinleyicinin "düzelteyim mi?" işaretine "hayır" dedim. O zili o haliyle, sanki şovun bir parçasıymış gibi şarkı bitene dek kullandım. Ya da kick pedalımın yayı koptuğunda, floor tom’u kick gibi kullanarak şarkıyı yarıda kesmedim. Çünkü seyirci teknik aksaklığı değil, senin o anki tedirginliğini satın alır.
Bu soğukkanlılığın temeli 19 yaşımda, Tarkan Mumkale ile çalarken atıldı. Hata yapmaktan korktuğum o heyecanlı yıllarda bana şöyle demişti: "Hem çalmaya korkuyorsun hem hata yapıyorsun. Hata yapacaksan, korkmadan, göstere göstere yap."
Bu cümle ufkumu açtı. Nevzat Yılmaz’ın da dediği gibi; yıllarını sahneye vermiş, egosunu arkadaşları yerine enstrümanına yansıtmış bir müzisyen, hataya büyük bir hoşgörüyle yaklaşır. Sahne arkadaşının moralini bozmak değil, o boşluğu doldurmak profesyonelliktir.
Çünkü bir şeyin içinde hata yoksa, o şey aslında gerçek ve mükemmel değildir.
