Müzik benim için hiçbir zaman sadece notalardan ibaret olmadı. Bir davulcu olarak bageti elime aldığımda, o ilk vuruşun (downbeat) milisaniyelik gecikmesi bile benim için bir ritim değil, bir gürültüdür. Sahnede “laid-back” çalmak bir tercihtir ama sistemdeki bir gecikme (latency) bir hatadır. İşte bu yüzden, web sayfamı yenilerken karşıma çıkan o rakamlar, benim için sadece birer istatistik değil, dijital bir orkestranın akort sorunu gibiydi.
“Bilmiyorum” Demenin Cesareti ve “Ben” Putu
52 yaşındayım; tecrübe bana hayattaki en büyük gücün neyi bilmediğini bilmek olduğunu öğretti. Bugünün dünyasında, her cümlesine “ben” diye başlayan, her şeyi bilmeyi bir zorunluluk sanan o ezik ruhların yarattığı gürültülü bir özgüven var. Kendi cehaletini “ben” zamiriyle gizlemeye çalışanların aksine, ben dijital dünyanın karşısına bir çocuktan bile bir şeyler öğrenmeye hazır o saf hevesle çıktım. “Bilmiyorum” diyebilmenin o asil cesaretini yanıma aldım. Çünkü ancak neyi bilmediğinizi kabul ettiğinizde, o ayrıntıların doğuracağı yıkımlardan korunabiliyor ve gerçek bilgiye yer açabiliyorsunuz.
Ayrıntıların Büyük Yıkımı ve İzdüşümü
Benim bir “hastalığım” var; ayrıntıların büyük yıkımlar doğurduğuna inanırım. Sahnede kick davulun içindeki yastığın açısı seyirci için önemsiz olabilir, ama benim o sesi nasıl hissettiğimi, dolayısıyla tüm performansımı değiştirir. Web sitem de bu titizliğin bir izdüşümü oldu. 4.3 saniyelik bir açılış süresi (LCP), benim için sahneye geç çıkan bir solistten farksızdı. Google bana “hızın düşük” dediğinde, bunu kişisel bir ritim kaçıklığı olarak algıladım.
“Babamın hep hatırladığım bir sözü vardır: ‘Bilmekle cahillik toplu iğneye benzer; onu hep dik tutmalısın. Milim kıpırdadı mı bir yana düşer.’“
Dijital dünyada da sahnede de o iğneyi dik tutmaya; ayrıntıların, o milimetrik dengenin peşinden gitmeye devam ediyorum. Çünkü biliyorum ki o iğne düştüğünde, sadece denge değil, müziğin ve bilginin o asil ruhu da zedelenir.
Videoların Savaşı: Custom Post Type ve YouTube
Mücadelemiz sadece Spotify’ın hantal kodlarıyla sınırlı değildi. Sahne performanslarımı sergilediğim YouTube videoları için özel bir sistem (Custom Post Type) inşa ettik. Ancak o videoların her biri, sayfa hızını sabote eden birer “ağırlık” gibiydi. LCP (En Büyük İçerik Boyaması) skorunu aşağı çekmek için videoları “lazily” (gerektiğinde) yüklemeyi, tarayıcıyı o devasa YouTube kodlarıyla hemen meşgul etmemeyi öğrendik. O videoları, ancak kullanıcı onları izlemek istediğinde sahneye alacak şekilde disipline ettik. Böylece hem görsel zenginlikten ödün vermedik hem de hızı koruduk.
Neden WordPress ve Divi 5?
Bana “Neden PHP ile sıfırdan yazmadın?” diye soranlar oldu. Az bilginin verdiği o tehlikeli cesaretle her şeyi “ben” yapmaya kalkabilirdim. Ama ben profesyonel bir seçim yaptım. Saf PHP ile yazmak, kendi davulunu ormandaki ağacı keserek yapmaya benzerdi. Ben ise dünyanın en iyi enstrümanlarından birini (Divi 5) alıp, onu kendi ruhuma göre akort etmeyi seçtim. WordPress bir altyapı, Divi 5 ise benim dijital workstation’ım oldu. Ama o “hazır” yapının getirdiği hantallığı (dip gürültüsünü) temizlemek, tam bir tonmaister titizliği gerektiriyordu.
76 Puanın Hikayesi: Bir “Less is More” Mücadelesi
Gecenin bir yarısı, kodların arasında o “ayrıntı yıkımlarını” ayıklarken şunu fark ettim: Dijital dünyada da tıpkı müzikte olduğu gibi, en iyi sonuç en çok şeyi eklediğinde değil, en az şeyle en büyük etkiyi yarattığında geliyor.
- Spotify’ı ve YouTube’u “karantinaya” aldık: Sahneye girmeden önce kuliste bekletmeyi öğrendik.
- Görselleri “önceliklendirdik”: Soliste ışığı doğru zamanda tutmayı başardık.
- Custom sistemleri disipline ettik: Kendi yazdığımız yapıların, ana ritmi bozmasına izin vermedik.
Yaş Sadece Bir Ritimdir
Bir çocuktan bile bir şeyler öğrenmeye hevesli olmak, 52 yaşın verdiği o ağırbaşlılığın en güzel süsüdür. Eski HTML bilgilerimi modern Divi 5 yapılarıyla birleştirirken, aslında teknolojinin de tıpkı müzik gibi evrensel ve disiplin isteyen bir sanat olduğunu gördüm. Bir davulcu olarak bageti nasıl tutacağımı biliyorum; şimdi ise o bagetleri dijital dünyanın kodları arasında, ne bilmediğimi bilmenin verdiği o huzurlu güçle savuruyorum.
Sadece bir portfolyo değil. Sadece bir vitrin hiç değil. Bu; mükemmeliyetçiliğin, öğrenme açlığımın ve ‘less is more’ felsefemin dijital yansıması. Skor tabelası sadece bir metronom; asıl olan, o ‘groove’un artık bozulmadan çalıyor olmasıdır.
